09.02.2010, Sal

Anasayfa

Zaman'ım

Multimedya

E-Zaman

Seri İlanlar

  Gündem
  Ekonomi
  Politika
  Spor
  Dış Haberler
  Kültür Sanat
  Televizyon
  Röportaj
  Yazarlar
  Yorumlar
  Dizi - İnceleme
  Çizgi Yorum
  Kürsü
  Aile Sağlık
  Bilişim
  Otomobil
  Şehir Haberleri
 
 
 

LİNKLER

TODAYS ZAMAN
AKSİYON
CİHAN
STV
S HABER
MEHTAP TV
EBRU TV
BURÇ FM
Yazarlar

 HÜSEYİN GÜLERCE

h.gulerce@zaman.com.tr

Kınalı kuzularımıza ne yaptın teğmenim?

Silahlı Kuvvetler, bizim göz bebeğimiz. Ancak, demokrasi içinde askerin olması gerektiği yeri savunmak başka şeydir. Ergenekon davası toplumu şaşkına çevirmiştir. Terörle mücadele adı altında, ordumuza yakışmayan, bizim subay anlayışımızla hiç bağdaşmayan karakterlerin ortaya çıkmasını, bu millet hazmedemiyor.

Tam böyle düşünürken, Taraf gazetesi önceki gün manşetten, "O dört er böyle öldü. Pimi çekip bombayı verdi" manşetini attı. Habere göre, 17 Ağustos günü Elazığ'da meydana gelen olaya, komutanın, ceza için nöbette uyuyan askerin eline verdiği pimi çekilmiş bombanın yol açtığı ileri sürüldü. Oysa resmî makamlarca hadisenin kaza sonucu gerçekleştiği açıklanmıştı. Ancak cinayet gibi olay üzerine açılan soruşturmada ifadesi alınan Teğmen Mehmet Tümer, yaşananları doğruladı. Dokuz gün önceki patlamada er İbrahim Öztürk'ün yanı sıra mevzide bulunan Mesut Bulut, İbrahim Yaman ve Ali Osman Altın şehit olmuştu. Hürriyet gazetesi haberi dün sürmanşetten gördü ama TSK'dan, bu yazının yazıldığı sırada resmî bir açıklama henüz gelmedi. Zaferler Haftası'nda bu üzücü olayın, benim hissiyatımda uyandırdığı düşünce şu oldu: Türk Silahlı Kuvvetleri artık, kendisinin dışarıdan değil, içeriden yıpratıldığını görmelidir. TSK, durumunu baştan aşağı bir değerlendirmeye almalıdır.

Dünyada hiçbir millet oğullarına kına yakıp askere göndermiyor. Öz değerlerimizin bütün tahribatına rağmen, derinlerden gelen bir ses, bu toplumun büyük bir kesiminde inancın parlattığı gazilik ve şehitlik mertebelerinin ulviyetini asker ocağına taşımaya devam ediyor. Fakat biz istiyoruz ki, bu ruh komutanda da olsun. Kınalı kuzularımıza kıyan teğmenler, korumasız karakollarda teröristlerin yüzlerce defa baskınına uğrayan ciğerparelerimizin halini düzeltmeyen komutanlar olmasın. Terörle mücadele, profesyonel birlikler vasıtasıyla yapılsın. Otobüs terminallerinde halaylarla, davullarla uğurlanan, düğüne, bayrama gider gibi asker ocağına gönderilen yiğitlerimize, ana gibi, baba gibi şefkat ve merhamet gösterilsin. Bizim evlatlarımızın disipline asla itirazları yok, ancak hakarete gelemeyen aslanların yüreğini acıtmanın, o muameleyi yapanlara, cennetin kapılarını kapatacağını da bilsin herkes... Hele şu dayak, şu asker ocağında bir son bulsun artık...

Komutan, kışlanın, cephenin, harp meydanının ruhudur. Gözler ondadır. Onun simasındaki yağızlık, mertlik, kararlılık, masumiyet, ciddiyet ve vakardır; bizi Malazgirt'te, Mohaç'ta, Preveze'de, İstanbul surları önünde, Çanakkale'nin bayırlarında bayraklaştıran... Ben hamaset yapmıyorum, benim komutanım budur. Mehmetçiğin karakteri, terbiyesi, değerleri, inancı neyse, komutanınki de odur. Mehmetçik ve komutan, ruh ikizidir. Böyle olduğumuz her dönemde, mazlumların hamisi, adaletin kılıcı, inancımızın bayraktarıydık biz...

Bir diğer mesele, çağa ayak uydurmak, çağı doğru okumaktır. Bugün ilerlemenin yolu; kendimiz kalarak özgürlükleri, hürriyetleri genişletmekten, hukukun üstünlüğünden, herkesin hesap verebilmesinden ve şeffaflıktan geçiyor. Kısacası, evrensel insanî değerlerde buluşmayı savunan ileri demokrasi, bugünkü çıkış yoludur. Silahlı kuvvetlerimizin de buna göre yeni bir yapılanmaya ve şeffaflaşmaya ihtiyacı var. Mesela, dört erimiz, bizim subayımızın asla temsilcisi olamayacak bir teğmenin yanlışı sonucu şehit olmuşsa, bunu kaza diye açıklamanın, askere ne faydası var? Demokrasi dışına çıkanları, darbe peşinde koşanları, andıçlar hazırlayanları himaye etmenin ne anlamı var? Bunlara kurumsal olarak neden tavır konulmuyor? Siyasetle uğraşmayan, demokrasi terbiyesini özümseyen bir silahlı kuvvetler zayıflamaz, tam tersine daha da güçlenir.

ordumuzun güçlü ve harp kabiliyetinin yüksek olmasını istiyoruz. Biz ordumuzu, asli işini yaparken seviyoruz.

28 Ağustos 2009, Cuma

 YORUMLA
Bookmark and Share | Gönder| Yazdır

Yazarlar

A. ALİ URAL

A. TURAN ALKAN

ABDÜLHAMİT BİLİCİ

ABDULLAH AYMAZ

AHMED ŞAHİN

AHMET ÇAKIR

AHMET KURUCAN

AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA

AHMET SELİM

AHMET TEZCAN

AHMET YAVUZ

ALİ AYDIN

ALİ BULAÇ

ALİ ÇOLAK

ALİ H. ASLAN

ALİ ÜNAL

ATIF KEÇECİ

BEJAN MATUR

BEŞİR AYVAZOĞLU

BÜLENT KORUCU

EKREM DUMANLI

ETYEN MAHÇUPYAN

FİKRET ERTAN

FİKRİ TÜRKEL

GÜNSELİ ÖZEN OCAKOĞLU

H. İBRAHİM EKİZ

HAMDULLAH ÖZTÜRK

HAYRİ BEŞER

HEKİMOĞLU İSMAİL

HİLMİ YAVUZ

HÜSEYİN GÜLERCE

HÜSEYİN SÜMER

İBRAHİM ÖZTÜRK

İHSAN DAĞI

İSKENDER PALA

J. BENJAMIN TOSHACK

KADİR DİKBAŞ

KARL HEINZ FELDKAMP

KERİM BALCI

KURŞUNKALEM

M. ALİ YILDIRIMTÜRK

M. NEDİM HAZAR

MEHMED NİYAZİ

MEHMET KAMIŞ

MEHMET YILMAZ

MELİH ARAT

MÜMTAZ'ER TÜRKÖNE

MUSTAFA ARMAĞAN

MUSTAFA ULUSOY

MUSTAFA ÜNAL

NAZAN BEKİROĞLU

NEVİN HALICI

NURİYE AKMAN

OKAY KARACAN

ŞAHİN ALPAY

SAMİ USLU

SELÇUK GÜLTAŞLI

SELİM İLERİ

SELİM IŞIKLAR

SEMİH YUVAKURAN

SÜLEYMAN SARGIN

UFUK BOZKIR

ZEKİ ÇOL

ZİYA PERVER

                                 

Copyright© 1995-2010 Feza Gazetecilik A.Ş.


bilge2